top of page

TUVALET KAFE


Sanatçılar sınırlarda yaşayamaz, derler. Yaratıcılığın sınır tanımazlığı mı yoksa mekânın sınırsızlığı mıdır anlatılmak istenen bilinmez. Belki de herkese göre değişen bir sınır vardır, kendi içinde genişleyen ya da kendine doğru daralan…

Bir de kendi evinin sınırları içinde daralarak büyüyen, büyüdükçe çoğalan ve sonra odalardan taşan insanlar vardır.

Bu öyle bir yerdir ki kendi cennetinizdir lâğım sularının temizleyip, hayatın son deliğini kendinize mekân ettiğiniz. Çok ahım şahım bir ikilem değildir bu sizin ki, sadece olmak ya da olmamak noktasında seçim bile yapamadan içinizi boşalttığınız yerdir. Sonra sifonu çeker, ellerinizi yıkarsınız. Bazen de ellerinizi küçük lâvaboda yıkayıp en güzel öykünüzü yazarsınız, aşk adına. Ya da en güzel resminizi yaparsınız yeşil ağaçların, mor çiçeklerin, kırmızı gelinciklerin olduğu… Arada kokusunu bile alırsınız doğanın yeşilinin…



Beynimde onca düşünceyle kapıdan içeriye girerken, birçok evli kadının aksine aklımda, ne mutfakta yapacağım güzel yemekler, ne misafirlerimi ağırlayacağım salonun nasıl olduğu, ne de sevdiğim adamla birlikte yatacağım yatak odasının şekli vardı. Aklımı fikrimi çalan ve benim olduğuna, bir tek benim olduğuna inandığım bir düşünce vardı ki, o da çalışma odası olarak bana verilecek yerin neresi olduğuydu. Kapıdan girip odaları dolaşırken, altı aylık eşim önde, ben arkada tıpkı fethettiği toprakları gezen bir asker edasındaydık.


Yeni evliydik ve kendimize yıllar boyu oturacağımız, çocuklarımızı büyüteceğimiz, güleceğimiz, eğleneceğimiz harika bir ev almıştık. Daha doğrusu eşim almıştı. Benim hiçbir şeye elimi sürmeme izin vermemişti. “Hepsini ben hallederim. Sen yorulma. Ben her şeyi düzenlerim sen öyle gelir; yerleşirsin,” demişti. Ne kadar şanslı olduğunuzu düşünmez misiniz?

Salon yeni aldığımız mobilyalarla dekorasyon dergilerinden fırlamış gibiydi. Oturma odası, onun istediği gibi döşenmişti. Sadece oturulmak için. Küçük odaya girerken bir an gözlerimi kapatıp, işte şimdi bana sürpriz yapacak. Burası da senin odan, diyecek diye heyecanlanmıştım. Ama daha odanın kapısında; “Hayatım, burası da misafir yatak odası. Annemler, ablamlar geldiğinde ya da başka misafirlerimiz geldiğinde burada kalırlar,” demiş ve beni bir yatak, bir komedin ve küçük bir gardırop olan odaya sokmuştu. İçimden, Tanrım bir oda daha olmalı, diye geçiriyordum ümitsizce. Evet vardı… Orası da yatak odasıydı. Yatak odasının düzeni, mobilyalar inanılmaz güzeldi. Yatağın çevresinde dolanıp kendimi yayları harika yatağa bıraktım. Bir an için kendime ait oda fikri aklımdan uçup gitmişti. Tüm bedenimle yatağı sahiplenirken karşıdaki duvarda duran resimle irkildim. Anlamsız bir bakışla öylece kaldım. Eşim bu anlamsız bakışımdan mı yoksa zaten söyleyecekleri vardı da ondan mı bilinmez fazla gecikmedi. “Buraya babamın resmini astım. Benimle gurur duysun istiyorum. Çerçevesi çok güzel olmuş, değil mi?” dedi gülümseyerek.

Ne diyeceğimi bilmiyordum. Haklı olduğunu düşünmek istiyordum. Adam haklı. Altı yaşında babasını kaybetmiş. Bu yüzden de onun için çok önemli baba, diyordum durmadan içimden, ama… Babasının onunla; bu yatak odasının duvarında asılı olarak, yatağı seyrederek gurur duyması fikri bile yüzümün kızarmasına neden olmuştu. Neyle gurur duyacaktı? Baktığı yer yatağımızdı…


Bu şoku üstümden uzun süre atamadım. Sonunda evin tamamını gezmiştik. Bana ait oda yoktu. Odaların hepsi yeteri kadar dolmuştu. Sızlanmak, bir şey talep etmek niyetinde değildim ama ağzımdan kelimeler dökülüverdi. “Hani benim odam? Resim yapmam, yazı yazmam için bir oda ayarlayacaktın.” dedim. Gülümseyerek yüzüme baktı.

“Sen ciddî miydin?”

Nasıl yani oldum? Ne istemiştim ki? Alt tarafı küçük bir oda istemiştim. Öykülerimi yazabileceğim, kitap okuyabileceğim ve resim yapmak için…

“Evet. Sen de tamam demiştin bana. Unuttun mu?”

Eşim hala dudağında o yamuk gülümsemesiyle yüzüme bakıyordu, inanılmaz bir şey söylemişim ya da istemişim gibi.


“Ben evde yağlı boya yapmanı istemiyorum hayatım. Bir kere çok kötü kokuyor. Hem bu sağlığına da zararlı. İlerde çocuklarımız olduğunda onlara da zararı dokunabilir.” Çocuklarımız olduğunda yapmam ama şimdi yapmak istiyorum, diye haykırmak gelmişti içimden ama yapamadım.

“Yazı yazmaya gelince. O deli saçması şeyleri nerede olsa yazarsın zaten. Etrafı dağıtmamak koşuluyla mutfak masasında yaz olmaz mı?” dedi.

Ne diyeceğimi bilmiyordum. Olmaz desem ne olacaktı ki?

“Ben edebiyatla uğraşmayı seviyorum. Bir gün arkasında fotoğrafım olan bir kitabım olacak. Göreceksin, bak.” dedim.

Eşimin yüz kasları sinirli bir şekilde seğirmeye başladı. Bu kaprisi çocukluğuma vermiş olmalı ki, sakinliğini korumaya çalışarak, “Canım, artık sen evli bir kadınsın. Bu yüzden başka şeylerle ilgilenmek yerine evinle, kocanla ilgilensen daha iyi olmaz mı?”


“Ben her şeyle ilgilenebilirim. On dokuz yaşındayım diye birçok şeyi aynı anda yapamayacağımı sanıyorsan aldanıyorsun,” dedim, dedim amasına, içimde büyük bir korkuyla. Babasına ilk defa karşı çıkan bir çocuk gibi. Bu sesime de, hareketlerime de yansımıştı. Eşim yanıma gelip başımı okşadı. “Tamam kuzum. Bakalım becerebilecek misin bunların hepsini? Şimdi sana rahat rahat çalışabileceğin bir yer bulacağım.”


Bu söyledikleri, sadece sinirimi yatıştırmak içindi diye düşündüm. Yeni bir oda mı ekleyecekti eve.

İçimde kabaran sinire ve gözlerime hücum eden yaşlara engel olmaya çalışıyordum.


“İşte, burayı istediğin gibi yerleştir. Burada resimde yapabilirsin yazı da yazabilirsin.”

Dediği yere doğru kafamı uzattım. Gözlerim kararmıştı birden. İçimdeki heyecan son kelimenin ve gözlerimle algılamaya başladığım yerin görüntüsüyle allak bullak oldu. Küçük tuvaletin kapısının önünde durmuş eşimin bana oda diye söylediği yere bakarken ağlamaktan çok gülecek gibi olmuştum.

“Burası mı?”

“Burası işte. Küçük bir oda sayılır. Sen kendine göre düzenle. Ne istersen alabilirsin. Hadi bakalım bu işi de çözdüğümüze göre artık akşam yemeğine gidelim. Karnım çok acıktı.”


O gün tuvaletin içinde, o küçük hacet giderme odasında ne yapacağıma kuşkuyla bakmıştım. Her gece sevdiğim adamla yatak odasının o güzel yatağına yatıp onun benim, benim de onun olduğumuz saatleri, gururla bakan babasının fotoğrafının karşısında sanki bir görevmiş gibi yerine getirdikten sonra, kimsenin beni görmediği, doğal olarak gururlanmadığı o küçük odaya çekiliyordum. Hayallerin, odaların dışına çıktığını, dışarıdaki dünyanı sessizce içeriye girip lavabonun kenarına oturduğunu hatta sifonun gözlerini dikip beni seyrettiğini biliyordum. Tuvalet deliğinden yeni bir dünyaya giriş olabilirdi ama ihtimali eşim ortadan kaldırmak için tıkamıştı. Belki o da buradan gizlice başka yerlere kaçabileceğimi düşünüyordu.

Tuvalet Kafe’nin kapısına kocaman süslü harflerle yazmıştım. Burası Benim Odam. İzinsiz Girmeyin. Her ne kadar eşim dalga geçip, “Senden izinsiz kim niye girsin ki tuvalete,” demişti. Haklıydı…


Yıllar sonra bu hikayeyi anlatırken çok gülmüştüm. Bu kadar ilginç olacağı aklıma gelmemişti. O kadar uzun zaman geçmişti ki, on dokuz yaşında evlendiğim adamdan on bir yıl sonra boşanmış. Üç yıl sonra, arkasında resmim olan ilk kitabımı çıkarmıştım. Bu arada iki karma sergi ve üç kişisel resim sergisi açmıştım. Tuvalet Kafe ise aklımın bir yerinde öylece kalmıştı.


İlk kitabımı elime alır almaz yaptığım ilk iş, eski eşim ve karısına; “Sevgili Tuğçe ve Tolga’ya hayat boyu mutluluklar dilerim” diye imzalayıp göndermek olmuştu.


Eski eşim, ilk öyküyü okur okumaz babamı arayıp; “Kızın neler yapıyor gördün mü, baba?” demiş. Hâlâ babama, baba deme cesaretini, galiba benim on bir yıl boyunca ona dayanma sabrım verdi. Babam da hâlâ yeni bir damat edinememenin verdiği hayal kırıklığı ile hiçbir bağlantısı kalmayan bu adamın baba, demesini kabul ediyordu.


“Biliyorum oğlum, biliyorum. Bırak ne hali varsa görsün. Kendi kendine bir şeyler yapıyor işte,” demiş.


Kendi kendime yaptığım şeylerden hep memnun olmuşumdur. Ama eşimin, pardon ex-eşimin bana yaptıklarını da hiç unutmuyorum. Belki ona buradan kocaman bir teşekkür gönderebilirim. Beni, evimin taşrasına sokarak aslında kocaman bir dünya yaratmama neden olduğu için.

Etikete göre ara
Henüz etiket yok.
ÖNE ÇIKANLAR
son postalar
Arşiv
bottom of page