top of page

"GERÇEKÇİ OL, OLANAKSIZI İSTE!"





İnsanlığın "ütopyasızlıkçağı"na girdiği yanılsamasına karşı "onurlu sözcük insan"ın yüzyıllardır sürdürdüğü eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik arayışının bugününde "ütopya"sı nerede?

*

"Ütopya her ilerlemenin ilkesidir. Eskinin ütopyacıları olmasaydı insanlar bugün de mağaralarda sefil ve çıplak yaşıyor olacaklardı." AnatoleFrance

*

Küreselleşme denilen belanın getirdiği yaşamabiçiminin dayatması var insanlığa.


Dayatılan yaşam biçiminde insanlığın bunca yüzyıldırsüren özgürlük, eşitlik, adalet, kardeşlik arayışlarının birikimi, deneyimi,kazanımı çağdaş emperyalizmin eliyle azgınca yok ediliyor. Maksim Gorki'nindeyişiyle "onurlu sözcük: İnsan" kendisindenutanır hale getiriliyor. İnsanlığın yine onurlu bir sözcük olan "dayanışma"yıhayata geçirerek kazanacağı erdemler tarihin unutulan sayfalarına gönderiliyor."Kanun kanun diye kanun tepelendi" örneği, "birey, birey!" diye diye insanıntepelendiği bir gerçeklik dünyaya egemen oluyor.

İnsan, yaşadığı her döneminin her anında, içindebarındığı coğrafyaların her kilometrekaresinin her mil karesinde böyle birgidişi engellemek için yaptığı mücadelelerle yazdı tarihini.

Bu tarihte çeşit çeşit direniş örneklerini, örgütlenmeyöntemlerini, ideolojik önermeleri, önderleri, kahramanları görüyoruz. ,Adına "imparatorluk"denilen oluşumların dünyanın tamamına egemen olma tutkusuyla bu mücadele tarihboyunca sürmüş, sürüyor.

Mitolojik çağlardaki Prometheus'un insanlığa öğrettiğiateşi çalmak ütopyasıyla başlayan birmücadele süreciyle destanlaşan bir insanlık sevdasıydı özgürlük.

Ölümsüzlük arayışının temeli olan bu sevda, herdönemde yarattığı ütopyalarla güç gösterdi, yollar önerdi insana.

Tıp biliminin insanın (ya da diğer canlıların) ömrünüuzatmayı başarması, ölümsüzlük arayışının yalnızca somut yanıdır. Asıl olaraksanatla ölümsüzlüğe ulaşmayı denedi insanlık. Yüzyılları aşıp dünden bugüneulaşmayı başaran sanat yapıtları ve yaratıcılarını insanın büyük ütopyasıaçısından değerlendirmek gerekiyor.

Ölümsüzlük peşindeki Gilgameş'i, Lokman Hekim'idüşünelim.

İnsanlığın gökleri fethetme ütopyası, ilkçağlardan,İkarus'tan beri gelir.

Geçmiş yüzyıllarda insanın insana köle olmasına karşı,yüzyıllar sonra büyük şairimizin "yokedin insanın insana kulluğunu" çığlığıyla klasik ve şık bir söyleme ulaşançağrı, büyük bir ütopyaydı.

Spartaküs adlı kahramanda simgeleşen köleliğe karşısavaşın ulaştığı boyut çok yakın yüzyıllardaki Amerika'ya gemilerle götürülenmilyonlarca köleleştirilmiş zenciye karşın ve onların da mücadelelerinineklenmesiyle insanlığa kölelikten kurtuluşu getirmişti.

Montaigne'in ütopyasıdır denemeyle aydınlanan insan.Günümüz edebiyatında denemenin geldiği yere baktığımızda bu ütopyanın nasılgerçekleşmiş olduğunu görmemek olanaksızdır.

Jules Verne'in ütopyaları adım adım gerçekleşti.

Bilimkurgu denilen arayışların ve sorgulamanınütopyalarla iç içe olduğunu, ütopyaları beslediğini düşünmeliyiz.

Sözün kısası insanı insan yapan arayışlarınütopyalarla zenginleştiğini, anlam kazandığını söyleyebiliriz.

İnsanlık, toplumsal ütopyalarla sömürüden, ezilmekten,mutsuzluktan kurtulmanın yollarını aradı. İnsanlar arasında eşitlik aradı.İnsanların başka insanlar tarafından köleleştirilmesini engellemek istedi.

Paris Komünü de Sovyet devrimi de ütopyaların gerçekleştirilmeadımlarıydı ve ne yazık ki yenildi. Mustafa Kemal'in Doğu'daki güneşte doğununmazlum uluslarını görüyorum diyen ütopyasının Afrika'nın, Asya'nın birçoktoplumunda yankısını bulması da bir başka ütopyadır.

"Barış Avrupa krallarınınumunda değildir. Onlar kan dökerek ülkeleri ele geçirirler sadece. Krallarındanışmanları ise daha yüksek mevki kapmaktan keselerini altınla doldurmaktanbaşka bir şey düşünmeyen beş para etmeyen dalkavuklardır." diyen Thomas More'un ütopyası bir arayıştır. Platon'un Devlet'i,Campanella'nın Güneş Ülkesi, Bacon'unYeni Atlantis'i, Jean Baby'nin En Güzel Dünya'sı gibi. Ütopia, eski, köhnemiş yaşam yerine yenibir yaşam, yeni bir dünya yaratma isteğidir. Eşitsizliği, köleliği sürdürentoplumsal kurumların değiştirilmesi isteğidir.

Tüm insanların eşit olduğu bir yaşam düşleyen ve düşüncelerindenölümü pahasına dönmemiş bir yazardır Thomas More. Kral VIII. Henry'nin 6 Temmuz 1535 sabahı idam ettirdiği büyük ütopistThomas More, "Her dürüst yurttaş her şeyden önce kendi ruhuna kendi vicdanınasaygı göstermelidir." diyerek bağışlanma isteğinde bulunmamıştı. Ülkedekiyoksulluğun nedeninin bal vermez arılara benzeyen soylular olduğunu söyleyen, zenginlerinbencilliğinin yasalarla önlenmesi, memleketin zenginliğinin eşit dağıtılmasıgerektiğini belirten More, "Toplum her insana eşit bir güvenlik sağlamalıdır...Kralın en kutsal görevi kendinden önce halkın mutluluğunu düşünmektir. Zorbakralın tahtta oturmaya hakkı yoktur. Halkın acıları iniltileri ortasında keyifsürmek krallık değil zindan bekçiliği demektir." düşüncesindedir.

Ütopia, nerede olduğubilinmeyen bir adadır. Adadaki adaletli, eşitlikçi bir düzen tasarımıdır anlatılan. Ütopia'da öğretmenler çocuklara sadece bilgi vermezler. Onlara önce doğru dürüst düşünmesini öğretirler. Hem toplumsal hem kişisel mutluluğa varmak isteyen Ütopyalılar için hoş yaşamak dünyanın tadını çıkarmak iyi bir şeydir.Hem kendileri hem de başkaları için diye düşünürler. Bütün insanlar yaşamınsevinçli sofrasına ortakça oturmalı ve dünyanın tadına varmalıdır. Ütopya'dahiç kimsenin malı mülkü, parası yoktur ama geçim derdi de yoktur. Kendisinin vegelecek kuşaklarının kaygısını duymadan mutludur insanlar. Ütopia'da acılar vehaksızlıklar ortadan kaldırılmıştır. İnsanlar eşit ve özgür yaşarlar. Ütopia'dakralın baskıları, soyluların lüks tutkusu, savaş naraları atan dinsel baskılaryapan yöneticiler yoktur. More'un Ütopya'sı bir özlemiyle biter: "Ütopiadevletinin birçok özelliklerini bizim kentlerimizde görmeyi isterdim. Birumuttan çok bir dilektir bu."

Bugün egemenmiş gibi görünen ütopyasızlık bireydenbireye, toplumdan topluma değişir. Kimi insan vardır, düş kurmaktan bileuzaktır yaşamı. Kimi insansa dünyaları fethetmeye, evrenin gizlerine ulaşmayıhedefler. Bugünün küreselleşti denilen dünyasında insanlık sanal bir dünyaya hapsedildi. Bu sanallık aynı zamanda mistisizmi, magazini, şiddeti, uyuşturucuları, fantastikliği içererek insanların gününün 24 saatini tutsak aldı.İnsani bir edim olan imgelem dünyasının yerini eski çağlarda kalmış olmasıgereken cinler, periler, düşsel yaratıklar ya da teknolojik olanaklarla üretilen yapay kahramanlar aldı.

Köroğlu'nun "Tüfekicat oldu mertlik bozuldu" sözü, kapitalizmin dünyayı lağıma çeviren kirletmesine karşı bir uyarıdır da. Teknolojinin getirdiği yeniliklerinkullanılma biçiminin güzellik ya da çirkinlik getirebileceğinin öngörülmesidir. İnternetle gelen sanal dünyayı da böyle yorumlayabiliriz.

Bu gerçekliğin yaşamı tutsak alması, insanın kendi icat ettiği nesnelerin elinde oyuncaklaşması ve geleceğinin çalınmasına boyun eğer duruma getirilmesi, yani ütopyasız bırakılması da bugünkü "ideolojilerbitti" yanılsamasının bir sonucudur. Ki bu yanılsama net bir biçimde"ulusların, ulus devletlerin sonu geldi" önermesini de içeren küresel emperyalizmin ideolojisidir.

İnsanın ütopyasının yok edilmeye çalışıldığı bugünün dünyasıher bakımdan kirletildi. Dünya coğrafyası deniziyle, ırmağıyla, gölüyle,dağıyla, ormanıyla, toprağıyla, havasıyla, suyuyla, her şeyiyle kirletildi. Bu kirletilmeden dünyadaki kültürün, uygarlığın en büyük taşıyıcısı olan insanında payını almaması beklenemez elbette. İnsan kirlendi elbette. Değerleri kirlendi. Sanatın her dalı başta olmak üzere yaşamın her anı ve insanı insan yapan erdem,vicdan, dayanışma gibi değerlerin üzeri küllendi. Alfred Nobel'in dinamitle getirdiklerinin bedeli olarak önerdiği Nobel'le gerçekleştirilmeye çalışılanbir güzelliğin siyasal kaygılarla kimi emperyalist politikaların hizmetine sokulması yeni bir kirletilmedir.

Bertolt Brecht'in "Neyazık o ülkeye ki hâlâ kahramanlara gereksinmesi var." demesi, insanlığın ütopya arayışındaki yenilgisinin de anlatımıdır aynı zamanda.

Ama, Simurg'u, Anka kuşunun küllerden doğduğunu unutmamalıyız.

Ütopyan nerede insan sorusu geliyor akla. Ütopyası olmayanlar düşünsün ve utansın. Ben bir yazar olarak, insanların eşit ve özgür olamadığı yaşam biçimini eleştirmek ve bunun yerine özgür bir toplum arayışının parçaları olarak Kardelen, Gökyüzüne Akan Irmak, Umut İnsanda, Aydınlık Aşkıyla, Kir gibi yapıtlarımın adlarında dagörülen bir insanlık sevdasının sürdürücülerinden biri olmakla, insan olmaklakıvanç duyuyorum.


20. yüzyılın büyük ütopisti Che'nin 68 kuşağının simgesloganı haline gelen sözüyle bitirelim:


"Gerçekçi ol,olanaksızı iste!"

Etikete göre ara
Henüz etiket yok.
ÖNE ÇIKANLAR
son postalar
Arşiv
bottom of page