ÇOCUK TİYATROSUNUN İŞLEVLERİ
- 11 Ara 2014
- 6 dakikada okunur
ÇOCUK TİYATROSUNUN İŞLEVLERİ
Doç.Dr.Hasan ERKEK *
Bir sanat dalının ya da sanat yapıtının işlevlerini belirleyen önemli bir etken de o sanat dalının ya da sanat yapıtının alıcısıdır. Çünkü her sanat yapıtı işlevlerini alıcısı üzerinde gerçekleştirir. Çocuk tiyatrosunun, tıpkı yetişkinler için yapılan tiyatro gibi birden çok işlevleri vardır. Hatta seyircisinin çocuk olmasından ve çocukların da ihtiyaçlarının çok, merak duygularının daha yüksek, dünyalarınınsa daha zengin olmasından dolayı, çocuk tiyatrosunun işlevleri yetişkin tiyatrosunun işlevlerinden hem daha çok hem daha çeşitlidir.
Çocuk tiyatrosunun belki de başında sayacağımız işlevi onun eğlendiriciliğidir. Bu eğlendiricilik genellikle sanıldığı gibi bazı düşüp kalkmalar, bozulmuş seslerle yapılan konuşmalar ve kaba taklitlerden doğmaz. Bunlarla da eğlenen çocuklar olabilir kuşkusuz. Ama çocuk tiyatrosunun eğlendiricilik özelliği çok yönlüdür.
Her şeyden önce tiyatronun kendisi çocuklar çok eğlencelidir. Aristoteles, insanın taklit etme içtepisinin yanı sıra taklit ürünleri karşısında hoşlanma içtepisinden de söz eder.[1] Çocuklarda her iki içtepinin baskın bir biçimde göze çarptığı görülmektedir. Tiyatro, bir bakıma oyunun ve kaba anlamda taklidin sanatlaşmış halidir. Büyük tatlar alarak oyun oynayan çocuğun, oyunun sanatlaşmış halini sahnede görmesi onun için yeterince eğlencelidir. Role girip rolden çıkmalar, kılık değiştirmeler, nesnelerin çocuğun bildiği kimlikleri dışında kullanılmaları, oyun kurmalar ve oyun kırmalar gibi bütün tiyatrosal anlatım teknikleri çocuklar için yeterince eğlencelidir. Hele bir de bu oyunları oynayanların, evdeki ciddi anne babasının yaşındaki kimseler tarafından oynandığını görünce oyundan doğan bu eğlence katlanmaktadır.
Çocuklar oyunun, çocukların yaş grubu, algılama düzeyleri, sözcük dağarcıkları göz önüne alınarak oluşturulmuş oyunun sözel dilinden de tat alır, dilin tekerlemeli, şiirsel, yer yer ironik, ilginç soru ve yanıtlardan oluşan diyaloglu yapısını eğlenceli bulur, tat alırlar. Dilin, edinme, geliştirme aşamasında oldukları için onun farklı ve etkili kullanımına tanık olmak çocukların hoşuna gitmektedir. Gözlemler, çocukların, saymaca ve tekerlemelerden oluşan, şiirsel dile yatkın olduğunu, söz ustalıklarını ve söz oyunlarını sevdiğini göstermektedir. Çocuk dili öğrenirken dilin, ses ve anlamdan oluşan iki temel sistemiyle yakından ilişkilidir. Hatta ses önceliklidir.[2] Seslerin farklı kullanımlarıyla, ustalıklı bir biçimde oluşturulmuş olan oyunun sözel dili başka işlevlerinin yanı sıra çocuklar için eğlendirici de olmaktadır.
Çocuk oyununda yer verilmiş olan şarkı ve dansları bir ölçüde çocuklar için eğlendirici olmaktadırlar. Özellikle de, bu şarkı ve danslar, oyunun öyküsü, kişileri, olaylar örgüsü ve anlatım yöntemi gibi öteki öğelerine organik bir biçimde bağlı ise, (yani yerli yersiz kullanılmıyor ve çocuklara gereksiz ve saçma gelmiyorlarsa) öte yandan çocukların ilgi ve algı düzeyleri dikkate alınarak düzenlenmişlerse öteki işlevlerinin yanı sıra eğlendirici de olabilmektedirler.
Bütün gösterim sanatları gibi, çocuk tiyatrosu da parlak gösteriden, şovdan da beslenir. Ancak, yüksek düzeyli çocuk tiyatrosunun yarattığı eğlence öğesi lunapark eğlencesinden daha üstün, daha katmanlı ve daha etkilidir. Çünkü çocuk tiyatrosunda şov ve gösteri, içi boş, yalınkat bir gösteri değildir. Oyunun öyküsüyle, oyunun kişileriyle ve önermesiyle organik bir bağ içinde olacağı için, söz konusu gösteri, görsel olarak oyunu estetik ve etkili kılmanın yanı sıra anlam da üreten ve üretilen anlamın çocuğa etkili bir biçimde iletilmesini sağlayan bir göteri olacaktır.
Tiyatronun eğlendirici yanı için Brecht'in yorumu çocuklar için de geçerlidir. Bu insanların öğrenmekten duydukları eğlendiriciliktir. Brecht, insanların yüzyıllar boyunca en büyük eğlencelerinin öğrenmekten gelen eğlence olduğunu vurgulamıştır. Kuşkusuz çocuk oyunları, ders kitaplarının yerine geçmemeli, çoğu kez onların düştüğü sıkıcı öğreticiliğe düşmemelidir. Bununla birlikte, çocukların dünyaya, hayata meraklı oldukları, öğrenme isteğiyle dolup taştıkları, her durumun, olayın ve olgunun nedenleri ve sonuçlarını sordukları da bilinen bir gerçektir. Öyle ki yetişkinler uyanıkken, öğrenme uyaranlarından dolayı uyumak istememeleri çok çarpıcıdır. Çocuk tiyatrosu, doğrudan olmazsa bile dolaylı olarak çeşitli düzeylerde anlamlar üretir. Hatta bazen, çocuk seyirciler, sanatçıların önceden tasarlamadığı ve öngörmediği bazı anlamları bile oyunun öğelerinden rastlantısal olarak çıkarabilmektedirler. Oyunda üretilen bu anlamlar çocuklara ulaştığında, onların zihinlerinde tatlar oluşturmakta, dolayısıyla oyunun eğlendiriciliğine katkıda bulunmaktadır.
Çocuk tiyatrosu, çocuklara estetik beğeni kazandırma ve sahip oldukları estetik beğeniyi geliştirme işlevi de yerine getirir. Bunu, dil, öykü, olaylar örgüsü gibi öğeler ve bu öğelerin örülmesiyle ortaya konmuş olan oyunun ontolojik ve estetik bütünlüğü aracılığıyla yapar.
Oyunun dekor, kostüm ve aksesuarlarındaki renk, çizgi ve biçimler de, sanatın gerekleri ve çocukların ilgileri, algılamaları göz önüne alınarak düzenlemişse estetik bir etki yaratır.
Sahnedeki mizansenler, oyuncuların duruşu, yürüyüşü, oturup kalkışları da büyüklerden çok çocukları etkiler. Büyükler için bir bakıma artık sıradanlaşmış olan bu edimler, çocuklar için estetik açıdan etkili olacak ve örnek olma bakımından etkili olacaklardır.
Oyunla seyirci çocuklar arasındaki uzaklığın büyüyüp küçülmesi, oyuncularla seyirci çocuklar arasındaki diyalog, seyirci çocukların edimsel olarak ya da duygusal olarak oyuna katılmaları, oyunun estetik işlevlerini yerine getirmede etkili olur. Benzer biçimde oyunun akışının belli bir dizge içinde gerçekleşmesi, bir içmantığa göre düzenlenmiş olması, akışının belli bir ritm ve hızda olması da oyunun çocuklar üzerindeki estetik işleviyle ilgilidir. Bütün bunlar çocuklara estetik beğeni kazandırma ve sahip oldukları estetik beğeniyi geliştirme açılarından işlevli olacaktır.
Çocuk tiyatrosu, çocuklarda sanat bilinci geliştirme bakımından da etkili olmaktadır. Çocuklar belli bir yaşa kadar oyunla hayat arasındaki ayrımın farkına tam olarak varamamaktadırlar. Çocuklar kendi naif oyunlarından sanatlaşmış olan oyuna geçişi çocuk tiyatrosu aracılığıyla kazanmış olacaktır. Çünkü çocuk tiyatrosundaki oyun bir çeşit çerçevesi belirlenmiş bir "metin"dir. Hayatın içinde ama hayattan farklı bir metindir. Hayatla oyun arasında bir mesafe vardır artık. Bir tiyatro binasında ve oyuncular aracılığıyla sergilenmektedir. Bu oyunu seyretmek için para verilmektedir. Oyun belli bir saatte başlamakta, bitince de herkes evine gitmektedir. Oyundan, sanat amacıyla, bilinçli, tasarlanmış, estetik bir biçimde seyredilmek üzere hazırlanmış bu yeni oyuna geçiş, çocuklarda sanat bilinci geliştirmektedir.
Çocuk tiyatrosu sahnesi hayatın yeniden üretildiği bir yerdir. Yetişkinler çeşitli nedenlerle, çeşitli dönemlerinde hayata uzak açı kazanıp hayatı değerlendirme olanağı bulabilirler. Oysa, çocuklar için oyun neredeyse bunun tek yolu gibidir. Zaten 11 yaşına kadar soyutlamaya yapamayan çocuklar, hayatı somut bir biçimde ancak sahnedeki oyun aracılığıyla algılayabilirler. Bu nedenle, çocuklarla, sahnedeki oyun yardımıyla, hayatı anlamlandırma, başka hayatların varlığını görme, kendi hayatıyla oyundaki hayatları karşılaştırma ve sonuçlara varma olanağı bulurlar.
Çocuk tiyatrosunun bu işlevinden dolayı, çocuk seyircilerin duyarlığı gelişir. Başkalarına karşı, başkalarının sevinçlerine ve acılarına karşı daha duyarlı hale gelir. Sahnedeki oyun aracılığıyla duyguları eğitilir. Bazı oyun kişileriyle empati kurmayı, zaman zaman onlarla özdeşleşmeyi, bazılarına karşı uzak açı kazanarak onları dışarıdan, nesnel bir biçimde değerlendirmeyi öğrenir. Çocuk tiyatrosu çocuklarının duygularının eğitiminde önemli bir araçtır.
Küçük çocukların insanlara, hayvanlara karşı çok acımasız olduklarını biliriz. Paylaşmayı bilmedikleri gibi zarar vermekten de rahatsız olmazlar. Kedilerin kuyruğuna teneke bağlama, sineklerin kanatlarını koparma gibi şiddet oyunlarına bayıldıklarını gözlemleriz. Evde ve okulda verilen eğitimin yanı sıra, tiyatro aracılığıyla vicdanları gelişir. Yalnız kendi acısını değil başkalarının acılarını da anlamaya başlar. Adalet duygusu gelişir. Böylece tiyatro, çocuk seyircileri, vicdan sahibi, sağduyu sahibi yapmaya katkıda bulunmuş olur.
Çocuk, tiyatro aracılığıyla başka hayatlara, başka kişilerin kusurlarına, acılarına tanık olur. Bu yolla hayat hakkındaki deneyimleri arttığı gibi, yalnız olmadığını da anlar. Kusurlu olanın yalnız kendisi olmadığını, başkalarının da yeterince cesur olmadıklarını, bir takım sorunlarla karşılaştıklarında onların da sorunlar karşısında heyecanlandıklarını, bocaladıklarını görür. Bu onu rahatlatır. Sorunlarını yeniden gözden geçirir. Onları dile getirme çabası içine girer. Çözme yolunda adım atar, mücadele eder. Çocukların kendileriyle karşılaşmaları, kendilerini tanımaları ve kendileriyle barışmaları konusunda önemli bir işlevi vardır çocuk tiyatrosunun.
Öte yandan, çocuk tiyatrosu, çocukların olumsuz davranışlarını düzeltme, eksikliklerini giderme konusunda da işlevli olmaktadır. Sahnedeki oyun, çocukların, büyüklerden daha çok, hayatlarına tuttukları bir ayna olmaktadır. Doğallaştırdıkları, düzeltemeyeceklerini düşündükleri davranışlarını sahnede görünce, uzak açıdan bakınca, o davranışlarını yeniden gözden geçirir. Düzeltilebildiğini görünce, bunu model alır. Kendi davranışlarını da değiştirme konusunda sahne yol gösterici olur. Çocuk tiyatrosunun bu bakımdan eğitici işlevi de vardır. Ama çocuk tiyatrosu farkına vardırmadan eğitir çocukları. Bunu sanatlı bir biçimde ve çok dolaylı olarak yapar. Böylece eğitim, tatlı elmanın içindeki vitamin gibi işlev görmektedir.
Çocukların hayal güçleri geniştir. Ancak hayatları genellikle bu hayal güçlerinin gerisinde kalır. Hayatları görece daha renksiz, yalın, hatta sıkıcıdır. Belki de bu yüzden çocuklara büyüklerin sıkıcı konuşmalarını dinlemektense oyuna yönelirler. Çocukların ve tiyatronun özellikleri göz önüne alınarak hazırlanmış olan çocuk oyunları, çocukların hayal güçlerini harekete geçirir. Çocukların oyuna yalnız duygusal olarak değil, ama aynı zamanda hayal güçleriyle de katılmalarına yardımcı olur. Sahnede iyi kotarılmış bir oyun çocukların hayal güçlerini harekete geçirir, onu renklendirip, zenginleştirir.
Çocuk tiyatrosunun bir işlevi de bilgi verici olmasıdır. Buradaki bilgi bilimsel ya da felsefi bir bilgi değildir. Ders kitaplarında verilen kuramsal bir bilgi de değildir. Ancak bununla birlikte, çocuk oyunundaki hemen her şey çocuklar açısından bir bilgi niteliği taşır. Çocuk tiyatrosunun bu bilgi verici niteliği biraz da seyircilerinin özelliğinden gelmektedir. Çünkü çocuklar hayattaki her şeye ilgi duyarlar ve birer bilgi olarak edinirler. Sahnedeki her şey, kişiler, onların hayatları, tutumları, davranışları, oturup kalkmaları, telefon etmeleri, sözcükleri kullanım biçimleri bile çocuklar için bilgi niteliği taşır. Bu nedenle çocuk oyunları, çocuklar için aynı zamanda birer zengin bilgi kaynaklarıdır. Bu bilgiler de çocuklara doğrudan verilmez. Çocuklar bilgisiz olduklarını bilmek istemezler. Hayatın bu naif bilgileri dolaylı olarak verilir. Ama, çocukları düşünmeye, sorgulamaya yönlendirdiği ve onlara bir bakış açısı kazandırdığı için çocuk oyunları aynı zamanda, çok derin olmasa da, bir bakıma felsefidir de. Çocukların algılama, düşünme, değerlendirme potansiyelleri göz önüne alındığı sürece çocuk tiyatrosunun böyle bir bakış açısı kazandırmasında hiçbir sakınca yoktur.
Çocukların özellikleri, tiyatro sanatının gerekleri göz önüne alınarak yapıldığı sürece, çocuk tiyatrosunun çocuklar açısından saydıklarımıza ek olarak sayısız yararları ve işlevleri vardır. Öyle ki bunlar gerçekleştirildiği zaman, çocuk tiyatrosu çocukların hayatında vazgeçilmez olacaktır.
* Oyun Yazarı/Tiyatro Yazarları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi/ Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi
[1] Aristoteles, Poetika, Çeviren: İsmail Tunlaı, (İstanbul, Remzi Kitabevi Yayınları, 1987), s.16.
[2][2]Gülçin, Alpöge, Çocuk ve Dil, (İstanbul; Yapı Kredi Yayınları, 1991), s.64.





























Yorumlar